YAZILARIM

Kitabımdan Pasajlar


13 Eylül 2019

YOKSA ÇOKTUR; ÇOKSA YOKTUR

Bugün yaşadığımız bu dünyanın dengesiz haline baktığımda; zengin ve fakir uçurumunun çok derin olması, beni her zaman ürkütmüştür... Düşünün dünyada yaşayan 7 milyar insanın büyükçe bir bölümü yoksulluk, sefalet ve açlık içerisinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Bu da elbette çok can sıkıcı bir durumdur. Hele bazı ülkelerde; doğan her on çocuktan yedisi maalesef yetersiz beslenmeden dolayı hayata veda etmek zorunda kalıyorlar...

En basitinden zengin ve müreffeh ülkelerin bir araya gelip; Afrika kıtasında yaşayan insanların, açlık sorununu bir türlü çözememesi aslında biz insanların topyekün ayıbıdır... Afrika kıtasındaki yer altı zenginliklerin peşinde olan bu gelişmiş ülkelerin, orada yaşayan insanlara kendi ülkelerindeki yaşayan hayvan kadar değer vermemeleri ne kadar üzücü ve acıdır.

Ama işte insanoğlu doyumsuzdur... Öncelikli olarak hep kendini düşünmeye meyillidir. Paylaşmak gibi erdemli ilkeler bir çoğumuza saçma bile gelebilir... Ahlaki olarak bencilce bir tutum olmasına rağmen, insanlar bu düşünce ve tutumlarından asla vazgeçmezler... Nedeni ise; içlerindeki bitmek bilmeyen gelecek kaygısı ve yokluk korkusudur...

Evet biz insanlar iliklerimize kadar gelecek korkusunu yaşarız... Bu korku adeta tüm hücrelerimize kadar sinmiştir... ‘Ya biterse’ diye başlayan ve yüzlerce yıldır biz insanların kabusu olan, kıtlık bilinç halini zihinlerimizde gönüllü olarak taşıdığımızın farkında bile değiliz...

İnsanlar sistemin işleyişi tarafından, her zaman belli bir takım maddi ve dünyevi korkularla yaşamaya bir nevi şartlandırılmışlardır... ‘Aman her şey sınırlı her şey bitecek’ korkusu ile şartlandırılmış zihnimiz ile de elbette çok büyük işlere kalkışmamız beklenemezdi... Neticede korkularla yaşayan insanların, büyük ve etkili rüyaları olamaz...

Şayet hayatınızı bir takım maddi ve dünyevi korkular esir almışsa; ilk olarak o korkularla yüzleşmeye ve o korkuları tanımaya niyet etmemiz gerekmektedir... Hem de kuvvetlice... Hani çok güzel bir söz vardır; ‘Korkunun ecele faydası yoktur’ diye... Düşünün bir ömür boyu korkularla geçen zaman bir insan için ne kadar da yıpratıcıdır...

Korku dolu bir zihnin bizlere getirisi yeni korkular olacaktır... Neden mi? korku bir enerjidir ve enerjilerinde bir çekim gücü vardır. Yani bizden açığa çıkan her enerjinin de kendisine benzeyen şeyleri çektiğini varsayarsak; o zaman bizler yine bir deneyim olarak yeni korku dolu hadiseleri hayatımıza çekmiş olacağız... Bu gerçeklerin ışığında hayatta hiç bir zaman korkularımın esiri olmamaya çaba sarf ettim. Bazen başardım ama bazen de ne yazık ki pek başarılı olamadım... Ayrıca insanların, az ve yetersiz imkanların olduğu dönemlerde çok daha mutlu yaşadıkları tespit edilmiştir... Yani; az ve yetersiz imkanlarla yaşamak zorunda olan insanların fazla kaybedecek bir şeyi olmadığı için korkuları da yoktur. O bakımdan daha az demek; mutlu ve huzurlu bir yaşam demektir...

BAHAR SEVİNÇ DEMEK

Kuşları çok seviyorum... Çiçekleri de... Hele bahar ayları geldiğinde keyfim adeta tavan yapıyor... Binlerce kuşun bir arada değişik sesler çıkararak konser vermeleri beni cezbediyor... Zaten bahar mevsimi; bir nevi yeniden doğuşu simgeliyor... Sabah kalktığımda o mis gibi havayı solumak, kuş cıvıltılarını dinlemek, bin bir renk cümbüşü içindeki o muazzam çiçeklere bakmak o kadar harikulade bir duygu ki... Kelimelerle anlatılması imkansız bir hal bu...

İşte her bahar mevsimi geldiğinde, benim gibi aynı duyguları yaşayan milyarlarca insan var... Neden mi? Çünkü bahar farkındalık demektir, tazelik demektir... İnsanın kendisini yeniden inşa etme sürecine sokmasıdır... O bakımdan bahar mevsiminin bendeki yeri çok ayrıdır... kendimi inanılmaz mutlu ve duygularımın coştuğu ender anlardan biridir bahar mevsimi... Sonra bir ara oturdum; kendimi hangi aylarda daha verimli ve hangi aylarda daha verimsiz hissediyorum diye küçük bir araştırma yaptım...

Bilhassa bahar aylarının bana çok iyi geldiğini ve bu aylarda verimimin, inanılmaz arttığını gözlemledim. Yaz ayları ise ayrı bir keyif benim için... O kavurucu sıcaklarda millet bunalırken, ben ise o sıcaklardan haz almanın yollarına bakardım... Ne zaman Ağustos veya Temmuz aylarında Alanya taraflarına tatil için yolum düşse, o aşırı ve kavurucu sıcakların bana çok iyi geldiğini ve benim bu durumdan bırakın şikayetçi olmayı, beni daha da neşelendirdiğini bilirim...

Sonbaharın ise kırmızı rengini çok seviyorum... O ne muhteşem kırmızıdır öyle... Bayılıyorum vallahi... Ağaçlardaki bütün yaprakların batan güneşin kızıllığına bürünmeleri, beni gerçekten çok etkiler... Kimi etkilemez ki?.. Her sonbahar mevsiminde, büyük şair merhum Cahit Sıtkı Tarancı’nın o çok bilinen ‘Ayva sarı nar; kırmızı sonbahar’ isimli şiirini dilimden hiç düşürmem... Sonbahar mevsiminin bir diğer güzel yanı da; boğucu sıcakların yerini serin ve hafif meltemle havalara bırakmasıdır... Kazakların, atkıların, şapkaların yavaş yavaş itina ile yerleştirildikleri sandıklardan çıkarılmasının adıdır da sonbahar mevsimi...

Peki ya Kış mevsimi? Bir çok insan kış mevsimini pek sevmez... Kış soğuktur, serttir, zorludur... Üşütür insanı... İliklerine kadar hem de... Ama ben bu mevsimi de çok sevimli bulurum... Hele o soğuk ve ayazlı havalarda, evde şöminenin karşısında oturup, sıcak çayı yudumlamak müthiş bir keyiftir... Hele de bu müthiş keyfe közlenmiş patates eşlik ederse?.. İşte dışarıda hangi mevsimde isek; durumlar ne olursa olsun; bütün herşeye rağmen keyf almasını biliyorsak; o zaman biz kendimiz ile barışık insanlarızdır...

Kendisi ile barışık olan insan; çevresi ile barışık olan insandır... Sevgi dolu olmak, olaylara hep iyi yönünden bakabilmek bir sanattır... Hayatta kalma sanatı da diyebiliriz... Tanıdığım bazı karamsar arkadaşlarım var... İnanın bu sevimli karamsar arkadaşlarım, dışarıda durumlar ne olursa olsun; muhakkak şikayet edecek bir şeyler bulurlar... Her olay karşısında mızmız ettiklerinden dolayı da, hiç mutlu olamıyorlar... Hayatta hiç mutlu olamayan insanların akıbeti hakkında isterseniz hiç yorum yapmayalım... Hatta yapalım; geçenlerde bir sağlık dergisinde okumuştum... Yapılan araştırmalara göre; hayatta hep mutsuz olanlar ve karamsar yapıya sahip olanlar, ölümcül hastalıklara daha çabuk yakalanıyorlamış... O bakımdan bulduğunuz her fırsatı mutlu olmak için kullanın... Çünkü hayat çok kısa...