YAZILARIM

Rüyam - Kitabımdan pasajlar


13 Eylül 2019

RÜYAM!

Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir rüyam var benim... Büyükçe bir arazide ‘Kadınlar Evi’ kurarak şiddete maruz kalmış ve toplumda dışlanan kimsesiz kadınlarımıza sahip çıkmayı, yaşadıkları travmaları hafifletmeyi ve onlara kol kanat germeyi hep istemişimdir... Bu rüyamı gerçekleştirmek, kadınlara biraz olsun el uzatabilmek benim en büyük ideallerimden biridir...

Bir ülkenin en büyük sermayesini, yetişmiş, bilgili ve üretken insanları oluşturur. Yine bir ülkenin ileri gitmesini de işte bu bilgili, donanımlı, entelektüel birikimi yüksek insanlar sağlar... Ancak bu alanda da ilerleme sağlanması, kadınlarla erkeklerin her konuda eşit haklara sahip olmasıyla mümkündür... Bizim ülkemizde ise çok üzülerek ifade edeyim; kadınlarımız hala ikinci sınıf muamalesi görmektedir...

Erkeklerle aynı işi yaptıkları ve üretime katkıları çok yüksek olmasına rağmen, kadınlarımız ne yazık ki hala hak ettikleri yerde değiller... Aslında bu toplumsal yaramız çok daha derindedir ama; biz konulara devamlı yüzeysel baktığımız için, bir türlü gerçek çözümlere ulaşamıyoruz...

Her yıl ‘Dünya Kadınlar Günü’ dolayısıyla, yani senede bir gün, yasaksavar mahiyetinde, çok güzel, süslü ve anlamlı sözler söyleyerek, onların devamlı ötekileştirilmelerini, haksızlıklarla karşılaşmalarını önleyemeyiz... Aslında toplumda en yüce makam olan ‘Anneliğin’ sahibi olan kadınlarımıza daha fazla sahip çıkmamız ve onları hak ettikleri yere taşımamız gerekmektedir...

Türkiye’de kadınlara karşı işlenen suçlar kapsamında, en fazla yeri maalesef töre ve namus cinayetleri başı çekiyor... Kadınlarımıza karşı işlenen bu alçakça suçlar ne kadar iğrençse; toplumumuzun ‘Erkektir işte namusunu temizledi’ yaklaşımı da bir o kadar sefilcedir... İşte bu ilkel anlayışın artık bir anlamda toplumumuzun tüm kesimleri tarafından sorgulanması gerekiyor...

Sürekli karısını döven, aşağılayan ve bununla da yetinmeyip eşini bıçaklayan erkeklerin bana göre toplumda yeri olmaması gerekmektedir... Bu tip suça eğilimli erkeklerin br ömür boyu kapalı mekanda ‘İnsan Olma Erdemi Nedir ve Nasıl İyi İnsan Olunur?’ konulu sınavlara tabii tutulmalı ve yüksek not almadıkları müddetçe de kesinlikle dışarıya salınmamalıdır...

İşte kadınlarımızın uğradığı haksızlıkları bir nebze hafifletmek, onlara kol kanat germek, onları yeniden motive ederek kendilerine güvenlerini tekrar sağlamak adına böyle güzel hizmeti severek yapmaya talibim. İşimin ne kadar olduğunun bilincindeyim. Ama yorucu da olsa; ben bu hizmeti yapmak için yıllardır zihinsel olarak hazırlanıyorum... Bu konuda kendimi inanılmaz hazır hissediyorum...

Benim çok sevdiğim bir hikaye vardır... Adamın biri, denizden karaya vuran binlerce deniz yıldızlarını tek tek toplayıp geri atmaktadır... Ama o kadar çok deniz yıldızı karaya vurmaktadır ki; adam kan ter içinde kurtarabildiklerini geri denize atmaya çabalaması orada durup olayı seyreden birinin dikkatini çeker... Seyreden kişi bağırır; ‘Baksana be kardeşim sen ne diye kendini helak ediyorsun ki; binlerce deniz yıldızı karaya vuruyor... Ha bir ha iki kurtarmışsın ne fark eder ki...’ Adam elindeki deniz yıldızını geriye denize doğru atar ve kendisine seslenen kişiye dönerek; ‘Ama bak bunun için fark etti’ der...

Yani azına çoğuna ve sayılara bakmadan, gücümün yettiğince insanlığa bilhassa şiddete maruz kalmış kadınlarımızı kurtarmayı, onlara faydalı olabilecek icraatlerin altına imza atmayı ben zaten çocukluğumdan bu yana amaç edindim. Bu benim için son derece ulvi ve anlamı oldukça yüksek bir ödevdir... Bu konuda belki büyük icraatler yapmak bana nasip olmaz ama en azından bu alanda hizmet veren kuruluşlar içinde görev almayı dahi düşünebilirim... Ne diyeyim Allah utandırmasın...